Anı (Hatırat) ile günlük, en çok karıştırılan iki türdür. Bu iki türün en önemli ayrılığı günlüklerin yaşanırken, anıların ise hayatta ya da ömrün sonunda kaleme alınmalarıdır.
Thursday, February 20, 2014
Anı ile günlük arasındaki fark nedir?
Anı (Hatırat) ile günlük, en çok karıştırılan iki türdür. Bu iki türün en önemli ayrılığı günlüklerin yaşanırken, anıların ise hayatta ya da ömrün sonunda kaleme alınmalarıdır.
İçimizdeki şeytan

Kalabalık beni sahiden sıktı. Ben ikide birde böyle oluyorum, bazen bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazen da hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum. Bu nefret filan değil.. İnsanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile.. Sadece bir yalnızlık ihtiyacı. Öyle günlerim oluyor ki, etrafımdan küçük bir hareket, en hafif bir ses bile istemiyorum. Fakat sonra birdenbire etrafımda bana yakın birilerini arıyorum. Bütün bu beynimde geçenleri teker teker, uzun uzun anlatacak birini. O zaman nasıl hazin bir hal aldığımı tasvir edemezsiniz. Kış günü sokağa atılmış bir kedi gibi kendimi zavallı hissediyorum...
"Sabahattin Ali"
Soğuk bir kış sabahından Mutlu Pazartesiler...
Thursday, February 13, 2014
parmaksız eldiven...açıklamalı...
evet..çok sevdim bunları yapmayı..çeşit çeşit yapıp çevremde kim varsa hediye ediyorum..çok sevildiler...
sevgiyle kalın...
di malaysia gerakan ini dah buat sejak dulu lagi!! cuma sekarang mereka agak kuat!!
dalaman parti besar melayu pas dan umno juga tau, mereka membaca, mereka memerhati, mereka melihat, tetapi apakah mereka ambil tahu?
gerakan terancang untuk bunuh terus kuasa orang melayu dah digerakkan oleh dap, tapi masalahnya golongan liberal dalam pas, sangat kuat menyokong, game mereka cukup cerdik, cara mereka memang taktikal, senang sahaja, cara menaikkan kemarahan rakyat dengan memfitnah kerajaan Islam sekarang ni dah di buktikan di tunisia, mesir, malah negara-negara arab yang lain dah termasuk dalam agenda mereka.
sekarang ni malaysia mereka dah lakukan sebaik mungkin pada pru13 yang lepas, dari propaganda, perhimpunan bersih, fitnah bangla, blackout, semua itu menzahirkan supaya rakyat membenci kerajaan, taktikal warfare cara kotor ini boleh menguntungkan pihak mata satu, iaitu freemason!! zionis aka yahudi israel!!
tetapi Allah tidak mengizinkan mereka menang pada pru13 yang lepas, kerana syukur alhamdulillah orang melayu secara majoriti menolak cara rakus mereka berpolitik dan membuat onar, jadi apakah next stage perancangan mereka lagi terancang? harap kita dibarisan kerajaan barisan nasional, umno terutamanya, kuatkanlah barisan tentera maya kita, bukan kita bergaduh sama sendiri, itupun antara game yang dibuat oleh golongan mata satu ni, hati-hati!!

ps: bercerai kita roboh, bersatu kita kuat, ingatlah tanah ini tanah bertuah.. biarkan melayu zuhud dan urban dengan jilatannya kepada zionis dap, kita yang ada sekarang, impaknya kita kena sedarkan golongan yang hanyut dengan pancaroba buatan zionist terhadap negara kita!!
Friday, February 7, 2014
iğne oya mutfak havlu
Merhabalar sevgili web sitesi takipçilerimiz. Yogun istek üzerine sizlere bugün iğne oya mutfak havlu makalesini paylasmaya karar verdik.


evet bu güzel havluyu emekbahcemizde etkinlik olarak yaptık anlatımını umutkuşum sedam yaptı burdan ona tşk ediyorum bu güzelliği bizlerle paylaştığı için
Onerimiz guzel konular ve siteler : iğne oyaları mutfak havlusu


Onerimiz guzel konular ve siteler : iğne oyaları mutfak havlusu
Sunday, January 26, 2014
BEN BİR MİGROS YAPIP GELEYİM
Yazmıyorum öyle mi? Bayılmaya hazır olun o zaman:))
Kedi maması bitince ''ben bir Migros yapıp geleyim'' diye çıktım yola. Migros'a tur düzenlesem bu kadar gezilirdi ancak:)) Evden caddeye iner inmez karşılaştığım ilk güzellik.
Bütün dükkanlar kapandı. Cadde bomboş. Arabalar bile ara sıra geçiyor. Başbakan gelmiş meğer. Ortalık hareketlenmiş ama farketmedik. Aaa... Ayna camlarda kendimi gördüm:))
Caddeden sahile inerken havanın ne kadar gri olduğunu fark ettim. Mis gibi yumuşacık ama karanlık bir gün. Saat 15:30 civarıydı.
Bu palmiye tohumlarına Hurma deniyormuş.Gerçekten dışı hurma gibi ancak hiç etli değil. Hemen altında kocaman bir tohum var. Tohum süper. Çok sert ve ahşap boncuk gibi. İlk fırsatta toplayacağım. Delmeye, boyamaya müsait.
Sahildeki sitemizin önüne geldiğimde, sitede çalışanlar ve bazı site sakinlerini akşam üstü sefasında gördüm. Selamlaştık.Resimlerini çekmeme bir anlam veremediler. Soramadılar da...:)))
Sıra kıyı pisilerinde. Köpüşler de gördüm ama çekene kadar yok oldular.
Bu da kıyı tavuğu:)) Özel bir cinstir kendisi:)))
Kıyı teyzesini de unutmayalım. Memleketin hallerine örnek. Tayyip utansın. Kızıyla beraber kışın yakabileceği işe yarar tahtaları topluyor.
Buranın en güzel otellerinden biri olan Grand Azur'un iskelesi amatör balıkçılarla doluydu. Ben de yanlarına gidip neler tuttuklarına baktım. Etrafı bir de iskeleden görüntüledim. Keşke havanın kokusunu da anlatabilsem. Miiss, mis:))
Bu otelin bahçesi de çok bakımlıdır. Ağaçları fırtınadan nasıl koruduklarına dikkatinizi çekerim.
Dalga yüksekliği 5cm :)) Buyrun sörf yapmaya gelin:)))
O da nesi? Kıyıda açık bir cafe kalmış:)) Pek de yabancılara hitap eden bir cafe gibi görünüyor. Tam da yorulmuştum. İnceden inceye sorgulamamı yapıp oturdum. '' İnce belli bardakta, kokusuz, taze demli çayınız var mı?'' Ve hayretengiz bir cevap; '' tabii var, buyrun oturun''. ''Yok '' deselerdi saydıracaklarımı tahmin edersiniz:)))
Tamam. Dinlendiğime göre Migros'a gideyim artık.Tam en yakın ara sokaktan girip caddeye yönelmiştim , yerde palmiye dallarını gördüm. Budanmış, Dallar toplayıcılar için yığın yapılmış.Hurmalar bana bakıp duru.( Burada ağaçlar budandığında, bahçe otları filan temizlendiğinde yol kenarına yığılır. Belediyenin özel araçları gelip alır onları.) Ev yakın olsa, Migros'a gitmeyecek olsam yükleneceğim iki dal ama alamadım işte. Özel sefer mi yapsam acaba buraya? :))
Caddeye çıktım ki ne göreyim, Migros'u fersah fersah geçmişim. Bir dünya yolu geri döndüm. Bende hiç yer bulma yeteneği yoktur zaten. Heryere arabayla götüren olunca öğrenilmiyor.
Bizim burada tam cadde kıyısında bir yatır vardır. Bilenler bilir. Yol yapılırken, yok kepçe işlememiş, yok kepçeci ölmüş, yok....işte bildiğiniz hurafeler, kaldıramamışlar. Adamcağız kalakalmış cadde ortasında. Eskiden sağından gidiş, solundan dönüş vardı, tam orta yerdeydi. Şimdi allem kallem, park filan derken solda bıraktılar. O kadar araba gürültüsünden ayrılmak istemiyor olduğuna kim inanır?:)))
Eskiden, Kenan Evren burada yaşarken, prestijini henüz kaybetmemişken, heryerde onun adı geçerdi. Bu caddenin adı meselâ. Artık değişti. Yatırın yanında minik bir park vardı, adı Sekine Evren Parkı idi. Değişmiş.
N
Nihayet Migros'a vardım:)
Arkadaşlar blog yazmama sebebim, hain Facebook'taki, hain Candy Crush oyunudur. Kapıldım gidiyorum. Can gönderin caaan:))) Amaann oynamayıp ne yapayım? Düşüncelere dalınca hayatın anlamını sorgulamaya kadar gidiyorum. Aslında hepimizin yaptığı da bu değil mi? Bu sorgulamadan uzak durmak için kendimizi oyalamak değil mi?
Üç beş gün geçsin, yaptığım ufak tefeklerin resimlerini de koyacağım inşallah. Sevgiler hepinize:)
Subscribe to:
Posts (Atom)